Bir köy var uzaklarda karlar içinde

Kar

                  Esenli’de ikinci yılımı çalışıyordum. Kışın en çetin günleriydi, kar sürgün yağıyordu. Dışarıda yürümek donma tehlikesiyle burun buruna gelmekti. Karın ağza dolması,  burun içinde oluşan buz nefes almayı zorlaştırıyordu.  Gözleri açmak mümkün değildi. Elektrikler fırtınadan kesilmişti, onarılması hava şartlarının düzelmesiyle gerçekleşecekti. Akşam olmuştu, saat altı gibiydi. Kızım Fatma Ekin ve Selçuk mumun cılız ışıklarından yararlanarak duvarda çeşitli figürler oluşturuyorlardı. 

                   Kapı çaldı, yeğenim Selçuk ( Yanımda kalan, 7. Sınıf öğrencisiydi.) kapıya baktı, beni çağırdı. Üç öğrencim karşımdaydı,

-Hocam size sığınmak zorundayız, köye gidemedik, tipiden nefes alamıyoruz, dediler. İçeri buyur ettim. Üçü de titriyordu. Öylesine ürkektiler ki kanepenin bir köşesine sıkıştılar. Çocuklar Çamurlu Köyü’ndendi,  6 km. mesafedeydi. Neden bana geldiklerini sorduğumda, kendilerine yakın bulduklarını, belirttiler. Eşim çocuklara yemek hazırlamaya başladı. Beldede yiyecek bulmak sıkıntılıydı. Alışveriş için Sorgun’a giderdik. Yol kapanmıştı. Eşim evde bulunan yiyeceklerden sofra hazırladı. Sofraya oturduk, çocuklar utanıyorlar yiyemiyorlardı. Eşim yemekleri beğenmediklerini düşünerek,

─ Annelerinizin yemekleri kadar güzel olmayabilir, beğendiniz mi çocuklar?

─ Beğendik hocam, çok güzel yapmışsınız, bu yiyecekleri ilk defa yiyoruz, isimlerini bile bilmiyoruz, annemim bildiği yemek çok az.

─ Annen ne yemeği pişirir?

─ Patates, bulgur pilavı, katık başka yemek bilmeyiz hocam, dediler. Eşimle göz göze geldik, sofradaki yiyecekleri bitirmelerini söyleyip sofradan kalktık. Peşimizden 4 yaşındaki kızım ve yeğenim de kalktı, çocuklar kalkmak isteyince eşim,

─ Siz yemekleri bitireceksiniz, biz siz gelmeden yemiştik, dedi. Aslında yememiştik.  selçuk’un, Ekin’nin ve eşimin gözleri dolmuştu. Çocukların yanından çıkıp oturma odasına geçtik. Mutfaktan tabak seslerini işitince, eşim mutfağa geçti. Çocuklar sofrayı topluyordu, eşim oturmalarını söyleyip geride kalan işleri yaptı. Köyün diğer öğrencileri buğday ofisinde bekçinin yanında kalmışlardı. Öğrenciler çok sıkılıyorlardı, ailelerinin bütün gece uyuyamayacaklarını biliyorlardı. Analarının ağıtlar yakıp bütün gece üzülmesi onları derinden yaralıyordu. Nasıl meraklanmasınlar? Evlat bu, kolay mı büyütmek? Evde yatağımızda yoktu, bitişiğimizde oturan ev sahibimizden yatak aldık. Yattık, sabah altıda uyandım, fırtına kesilmişti, karın yağması durmuştu. Çocuklar uyanmıştı. Kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Evde su yoktu, çeşme eve yakındı. Su alayım diye kapları alınca Metin adlı öğrencim, Selçuk kapları elimden kapıp suya gittiler. Kahvaltımızı yapıp okula gittik.

                   Okul üç gün tatil olmuş, mutemet ek dersi yapıp onaya götürdüğünde haberimiz oldu, o yıllarda cep telefonu yoktu. Öğleye doğru öğrencilerin babaları yolu küreklerle açarak gelmişlerdi. Çocuklarını sağ salim görünce yanaklarından damlayan gözyaşlarını saklayamadılar. Çocuklarını alıp çıktılar, on dakika sonra veliler geri döndüler, neden olduğunu anlamaya çalışırken içlerinden biri bana öyle sarıldı ki şaşırmıştım. Yerimde kim olsa aynısını yapardı dememe rağmen minnet duygusuyla teşekkürlerini sundular.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
7 Kişi oy verdi
Ortalama puan: 5,00.
Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
Loading...

Haluk Yeşiltepe

Öğretmen - Yazar - Şair at MEB
Yazıları ve şiirleri üreten Haluk Yeşiltepe 1960 yılında Ankara’da doğdu. 1966 yılında ilkokula başladı. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Bulancak’ta bitirdi. Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türkçe Öğretmenliği Bölümünden 1980 yılında mezun oldu. İlk şiirini 1974 yılında yazdı. Mahalli gazete ve dergilerde, şiirlerini ve yazılarını yayımladı. Öğretmen olarak Yozgat’ta, Giresun merkezde, Bulancak ilçesinde çalıştı. Mesleğine devam etmektedir.Evli ve iki kızı vardır.
Haluk Yeşiltepe

Latest posts by Haluk Yeşiltepe (see all)

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    seventeen − thirteen =